İnegöl'de neler oluyor diye başlayıp birçok sebep sonuç ilişkisinde cümleler kurulduğuna şahit olduk. Peki sorun sonuç odaklı yaklaşımlar mıydı bunlar. Hep birlikte cevap arayalım isterseniz.
Son yıllarda toplum olarak bizi en çok düşündüren konulardan biri şiddet olaylarındaki artıştır. Trafikte yaşanan kavgalar, günlük hayatta karşılaştığımız öfke patlamaları, sosyal medyadan sokağa taşan tahammülsüzlükler... Her gün yeni bir olayla karşılaşıyor, her gün yeni bir üzüntü yaşıyoruz.
Bu konuda uzmanlar ekonomik sebeplerden, sosyal baskılardan, eğitim sisteminden, aile yapısından ve teknolojinin olumsuz etkilerinden bahsediyor. Elbette bunların hepsi önemli faktörlerdir. Ancak benim dikkat çekmek istediğim başka bir nokta var:
İnsan kendisini ne kadar yetiştiriyor?
İşte sorunun merkezinde biraz da bu yatıyor.
Bir insanın diploması olabilir ama karakter eğitimi eksik kalmış olabilir. Çok para kazanabilir ama öfkesini yönetemeyebilir. Makam sahibi olabilir ama empati kurmayı öğrenememiş olabilir. Çünkü gerçek eğitim sadece okul sıralarında alınmaz. Gerçek eğitim insanın kendi zihnini, duygularını ve davranışlarını eğitmesidir.
Bugün trafikte korna çaldığı için kavga eden insanlara bakıyoruz. Birkaç saniyelik bir olayın ardından yumruklar konuşuyor. Peki neden?
Çünkü bazı insanlar olaylara değil, öfkelerine teslim oluyor.
Oysa kendisini geliştiren insan bilir ki her tartışmayı kazanmak zorunda değildir. Her söze cevap vermek zorunda değildir. Her yanlışın peşinden koşmak zorunda değildir.
Bazen en büyük güç susabilmektir.
Evet, yanlış duymadınız.
Bağırmak güç değildir. Korkutmak güç değildir. Yumruk atmak güç değildir. Asıl güç, öfke kapıyı çaldığında onu içeri almamayı başarabilmektir.
Toplum olarak sık sık haklarımızdan bahsediyoruz. Peki ya sorumluluklarımız?
Çocuklarımıza hangi örneği bırakıyoruz?
Bir futbol maçında hakeme küfür eden baba, tribünde öfke kusan taraftar, trafikte aracından inip kavga eden sürücü... Sonra da gençlerden saygı bekliyoruz. Oysa çocuklar nasihatten çok örneği takip ederler.
Burada hepimize görev düşüyor.
Daha çok okumalıyız.
Daha çok dinlemeliyiz.
Farklı fikirlere tahammül etmeyi öğrenmeliyiz.
Karşımızdaki insanın da bizim gibi hatalar yapabileceğini kabul etmeliyiz.
Çünkü insan kendini geliştirdikçe dünyaya bakışı değişir. Bakış açısı değiştikçe olayları değerlendirme biçimi değişir. Değerlendirme biçimi değiştikçe de şiddete açılan kapılar birer birer kapanmaya başlar.
Hayat kısa dostlar...
Bir korna sesi için, bir bakış için, bir sosyal medya yorumu için kırılan kalplar, dağılan aileler ve sönen hayatlar yaşamaya değmez.
Birbirimizi anlamaya çalışmak, birbirimizi ezmeye çalışmaktan çok daha değerlidir.
Belki bütün sorunları bir günde çözemeyiz. Belki şiddeti tamamen ortadan kaldıramayız. Ama her insan kendi zihnini, kendi dilini ve kendi davranışlarını eğitmeye başlarsa toplumun da değişmeye başlayacağına inanıyorum.
Çünkü toplum dediğimiz şey aslında tek tek insanlardan oluşur.
Kendini yetiştiren insan çoğaldıkça, şiddet azalacak; anlayış, saygı ve huzur ise çoğalacaktır.
Ve belki o zaman çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; daha zengin bir dünya değil, daha medeni bir toplum olacaktır.
Sonuç olarak ne kadar kendini yetiştirmiş insan o kadar az şiddet o kadar az hak ve hukuk ihlali demektir bence
Haksız mıyım?