Hep söyleriz, söylemesine ya; dinleyen ve anlayan ne gezer. Bir sabırsızlık, bir acelecilik almış başını gidiyor.
Hani bilinen güzel bir Atasözü var ya:
“Sabreden Derviş, muradına ermiş!” hazır söz sabırdan açılmışken gelin yine bu güzel Ramazan gününde sizlere bir hikaye ile merhaba diyelim. Ne dersiniz?
Evet, bilindiği gibi Anadolu toprakları Evliyalar, ermişler ve Dervişlerle doludur. Bu zatlar her işini sabır ve acele etmeden yapar, sabrın ne kadar önemli olduğunu bizlere gerek menkıbelerle ve gerekse kısalarla bizlere miras olarak bırakmışlardır.
Varlıklı Hacı Kerim Efendi herkesin yardımına koşar, fakiri fukarayı doyurur ihtiyaçlarını karşılar namazında niyazında imanı kuvvetli biridir. Herkesin sevdiği ve saydığı bu zat bir gün kendi kendine karar verir ve Allah'a el açıp derki:
“Allah’ım çevremde senin sayende bana bahşetmiş olduğun servetimin birçoğunu ihtiyaç sahiplerine verdim. Şimdi başka diyarları gezip aç, açıkta ve yardıma muhtaçlar bulup onlara yardım etmeme vesile ol! Bu sayede bana da derviş olmayı nasip eyle!” diye niyazda bulunur.
O gece rüyasına aksakalı nur yüzlü bir ermiş girer ve adama:
“Haydi, kalk bakalım! Madem derviş olmaya isteklisin Kütahya da Testici Baba diye bir zat var. Onu bul ve ondan en sağlam ve güzelinden bir testi al!” der.
Adam ter kan içinde yatağından kalkar, abdestini alıp sabah namazını da kıldıktan sonra yola koyulur. Kütahya’ya gelene kadar yol üzerindeki uğradığı her yerde mazlum fakir fukaraya da yardım ederek nihayet Kütahya’ya varır. Burada sorar soruşturur ve Testici Babayı bulur.
Kırık dökük ahşaptan bir atölyedir, Testici Babanın yeri. Dışarıda duvar diplerinde pişirilmiş testiler üst üste dizilmiş alıcıları bekler gibi durmaktadır. Atölyede kapı yoktur. Direk içeri girilen yapının önüne gelen Hacı Kerim Efendi içeriye doğru seslenir.
“Selamünaleyküm! Kimse yok mu?” içeriden yumuşak sesli biri:
“Ve Aleykümselam! Can dost bir şey mi istedin?” Hacı Kerim Efendi testileri dikkatle inceler. Kendi kendine söylenerek:
“Bunlardan hangisi daha sağlam acaba diyerek birini alır. Alır almasına elinden kayan testi yere düşer ve kırılır. Testici Baba hiç kızmadan tatlı dille Hacı Kerim Efendiye dönüp:
“Canın sağ olsun Can Dost! Kırılan testi olsun. Kalpler kırılmasın yeter ki!” diye Hacı Kerim Efendiyi teselli eder.
Hacı Kerim Efendi bir başka testiyi alır onu da biraz bilerek yere düşürür. O da kırılır. Testici Baba yine:
“Canın sağ olsun Can Dost! Kırılan testi olsun. Kalpler kırılmasın yeter ki!” der. Bu arada Hacı Kerim Efendi birkaç testi daha kırar. Bakar ki Testici Baba büyük bir sabırla sürekli aynı şekilde: “Canın sağ olsun Can Dost! Kırılan testi olsun. Kalpler kırılmasın yeter ki!” deyince ezile büzüle bir tane daha alır ve diğer kırdıkları testilerle birlikte hepsinin parasını verir.
Boş testi ile konaklayacak bir han aramaya başlar ve bulur. Geceyi burada geçirmek için hana varıp bir oda ister ve istirahate çekilir. Gece yine rüyasına o nur yüzlü aksakalı ermiş girer. Bu defa ermiş ona:
“Evlat! Şimdi de Bursa ilinde bir Somuncu Baba vardır. Oraya var en taze, mis kokulu ve çok lezzetli bir somun al!” der. Hacı Kerim Efendi sabah kalkıp yola revan olur. Bursa’ya varıp sorup soruşturur. Somuncu Babanın fırınına varır ve fırından yeni çıkan somunlardan birini bölüp koklar:
“Hıım gerçekten mis gibi kokuyor mübarek!” der kırdığı somunu tezgaha bırakır. Somuncu Baba adamın kırdığı ekmeği tezgahtan kaldırır ve tatlı tebessüm ile:
“Sıkma tatlı canını can dost kırılan bir somun olsun. Yeter ki kalpler kırılmasın!” der adam bu defa rafta duran bir somuna gözü ilişir. Onu alıp test etmek ister onu da kırıp taze mi diye kontrol eder. Böylelikle dört beş somunu parçalar. Somuncu Baba her defasında aynı sözü söyleyerek Hacı Kerim Efendiyi teselli eder. Hacı Kerim Efendi
Son olarak bir somun daha alıp diğer somunlarında parasını verip yine akşamı geçirecek bir han arar ve yine gece rüyasına o aksakallı ermiş girer:
“Buraya kadar iyi yoldaydın. Haydi, bakalım şimdi de Diyarbakır da pehlivan bir Karpuzcu Baba vardır. Ona git ve iyisinden bir karpuz al!” der. Hacı Kerim Efendi yeniden yola revan olur ve Diyarbakır’a varır. Karpuzcu Babayı bulup tezgahının önüne gelerek:
“Pirim karpuzların tatlı ve kan kırmızı mıdır?” Karpuzcu Baba:
“Hepsi kırmızı ve lezzetlidir. Yolcu al birini!” der.
Hacı Kerim Efendi bir tane seçip eli ile şaplatarak vurur. Bu vuruş esnasında karpuz yere düşer ve kırılır. Bu arada yeniden bir başka karpuza elini götürünce, Karpuzcu Baba diğer ermişler gibi sabırlı değildir Hacı Kerim Efendiye dönüp:
“Ben ne Testici Babaya benzerim, ne de Somuncu Babaya o kırdığın karpuz gibi kafanı kırarım!” der aralarında bir münakaşa başlar Hacı Kerim Efendi sabrına hâkim olmayıp karpuzcuyu darp eder. Kadı huzuruna çıkar ve karpuzcuya yüklü bir bedel öder. Tekrar dinlenmek için bir hana varır ve rüyasında yine o aksakallı ona:
“Derviş olmak için önce sabır gerekir!” der!