Toplum değişiyor diyoruz ya hani… Aslında mesele sadece değişmek değil, neye dönüştüğümüz. Orası biraz can sıkıcı. Eskiden “bu kadar da olmaz” dediğimiz ne varsa, bugün alışkanlığa dönüşmüş durumda. Fark ediyoruz, içten içe rahatsız da oluyoruz ama bir yandan da kabulleniyoruz. Garip bir alışma hâli.

Mesela okullar… Güvenli alanlardı bir zamanlar. Şimdi haberleri açıyorsun; kavga, zorbalık, hatta daha ileri giden olaylar. “Çocuk işte” deyip geçilecek şeyler değil bunlar. Bir öğrencinin arkadaşına uyguladığı şiddet, aslında gördüğü, maruz kaldığı şeylerin bir yansıması. Durup düşünmek gerekiyor: Bu çocuk bunu nerede öğrendi?
Ekranlarda belki. Dizilerde, filmlerde… Sürekli bir güç gösterisi, sürekli bir hesaplaşma hâli. İyi olanın değil, güçlü olanın kazandığı hikâyeler. Bir bakıyorsun, karakter ne kadar sertse o kadar “karizmatik”. İzleyen de etkileniyor elbette. Kim etkilenmez ki? Hele bir de yaş küçükse… Daha gerçek ile kurgu arasındaki çizgi net değilken.
Bir de oyunlar var. Her oyun kötü demek haksızlık olur ama bazıları gerçekten düşündürücü. Saatlerce ekrana kilitlenmiş bir çocuk düşün. Sürekli çatışma, sürekli mücadele, sürekli kazanma hırsı… Sonra o çocuktan gerçek hayatta sabırlı olmasını, empati kurmasını bekliyoruz. Kolay mı? Pek değil.
Ama asıl mesele başka yerde belki de: Evde. Aynı masada oturup farklı ekranlara bakan bir aile düşün. Konuşma yok, göz teması yok. Herkes kendi dünyasında. O bağlar yavaş yavaş çözülüyor işte. Fark etmeden. Sonra “Biz nerede hata yaptık?” sorusu geliyor ama çoğu zaman biraz geç kalınmış oluyor.
Eğitim desen ayrı bir hikâye. Sürekli değişen sistemler, bitmek bilmeyen sınavlar… Çocuklar adeta yarış atı gibi koşturuluyor. Kimse “Ne hissediyorsun?” diye sormuyor. Başarı var, puan var, sıralama var. Ama insan? O biraz arada kaynıyor sanki.
Ve tabii şu meşhur mesele: görünür olmak. Herkes tanınmak, herkes fark edilmek istiyor. Ama bunun yolu değişmiş. Emek vererek değil, dikkat çekerek. Ne kadar uç, ne kadar sıra dışıysan o kadar öndesin. Bir video çekiliyor, bir anda binlerce kişi izliyor. Ertesi gün aynı şeyi başkası daha ileri götürerek yapıyor. Böyle böyle sınırlar kayıyor.
Toplum dediğimiz şey de sabit değil zaten. Şekil değiştiriyor, durmadan. Bazen fark ederek, bazen hiç fark etmeden. Bir bakıyorsun, dün garip gelen bugün normal olmuş. Alışmışız. Belki de en tehlikelisi bu: alışmak.
Yine de umutsuz değilim. Çünkü hâlâ sorgulayan insanlar var. “Bu gidiş nereye?” diye soranlar… Belki çözüm büyük adımlarda değil, küçük farkındalıklarda saklıdır. Biraz daha konuşmakta, biraz daha dinlemekte. Belki de en çok… gerçekten temas etmekte.
Çünkü toplum dediğimiz şey, aslında hepimizin küçük katkılarıyla şekilleniyor. Ve bazen en büyük değişim, en basit soruyu sormakla başlıyor: “Nereye gidiyoruz?”