Tarih, bazen çok büyük ve sinsi planların nasıl kanlı olaylara yol açtığını bize açıkça gösterir. Bundan tam 37 yıl önce, 1989 yılının Haziran ayında Özbekistan’ın Fergana Vadisi’nde yaşananlar da tam olarak böyle bir kirli oyunun sonucuydu.
Her şey Kuvasay şehrindeki bir pazar yerinde başladı. Bir tarafta çilek satan bir esnaf, diğer tarafta ise alışveriş yapmak isteyen bir Ahıskalı Türk genç vardı. Çileğin fiyatı üzerine başlayan bu basit tartışma, kısa sürede kavgaya dönüştü. Aslında karakolda bitebilecek bu sıradan adli olay, gizli güçlerin dokunuşuyla koca bir halkın trajedisi haline getirildi. Pazardaki bir çilek meselesini alıp büyük bir zulme çevirdiler! Oysa bu kavganın ne çilekle bir ilgisi vardı ne de on yıllardır bir arada barış içinde yaşayan Özbekler ve Ahıskalı Türklerle. Ahıskalı Türkler, zaten geçmişi büyük acılarla dolu olan bir halktı. 1944 yılında yaşanan o korkunç sürgünde; kardeş kardeşten, ana evlattan koparılmıştı. 90 binin üzerinde insan ata topraklarından cebren sürülmüş; bu ölüm yolculuğunda 15 bine yakın çocuk ve yaşlı açlıktan, soğuktan hayatını kaybetmişti. Stalin’in emriyle hayvan vagonlarında Özbekistan’a sürülen bu günahsız halk, gittikleri her yere çalışkanlık ve dürüstlük götürmüştü. Bu yaşanan olaylarda hiçbir suçları veya günahları yoktu. Onlar, sadece çökmek üzere olan Sovyet İmparatorluğu’nun (KGB) kirli oyununda kurban olarak seçilmişlerdi.1989 yılında Özbekistan’da Moskova yönetimine karşı güçlü bir bağımsızlık hareketi yükseliyordu. Özbek halkı özgürlük istiyor ve Sovyet sömürüsüne ses çıkarıyordu. İşte tam bu sırada Sovyet derin devleti KGB devreye girdi. Rus yönetimi, Özbekistan’dan yükselen bu tehlikeli sesleri başka bir yöne saptırmak zorundaydı. Arkasında kendisini koruyacak bir devleti olmayan, azınlık durumundaki masum Ahıskalı Türkler bu kirli plan için en uygun hedef olarak belirlendi. KGB ajanları pusuya yatmıştı ve bu pazar kavgasını fırsat bildi. Sokaklara hemen asılsız dedikodular yayıldı. Teknolojinin olmadığı o dönemde, dolduruşa getirilen ve kamyonlarla taşınan öfkeli Özbek gençleri bir anda sahneye sürüldü. Ellerinde demir sopalar, molotofkokteylleri ve öldürücü silahlarla Ahıska köylerini basan bu grupların eline, Ahıskalıların ev adresleri önceden verilmişti. Günlerce süren planlı saldırılarda yüzlerce masum Ahıskalı Türk hayatını kaybetti, evleri yakıldı. Bölgedeki güçlü Sovyet ordusu ve İçişleri Bakanlığı (MVD) güçleri ise müdahale etmedi, bu katliamı sadece seyretti. Olayların hemen ardından planın son perdesi devreye girdi. Bu mazlum halk bir kez daha trenlere ve uçaklara bindirildi. Ukrayna, Azerbaycan ve Rusya’nın uzak bozkırlarına sürülen 100 bin Ahıskalı Türk, evlerini birkaç gün içinde tamamen terk etmek zorunda kaldı. Bu ani göç, oyunun asıl amacını gösteriyordu: Özbeklerin bağımsızlık ateşini söndürmek ve Rusya’nın iş gücü ihtiyacını masumların kanı üzerinden karşılamak. Fergana, iki halkın kendi arasındaki bir kavga değildi. Çöken bir imparatorluğun, tükenen ömrünü biraz daha uzatabilmek adına masum kanıyla yazdığı kirli ve kanlı bir senaryoydu. Bugün bizlere düşen en kutsal vazife; o çilek tezgahının ardına gizlenen sinsi KGB parmağını hafızalarımıza kazımak ve dünyanın dört bir yanına savrulmuş mahzun Ahıskalı Türklere sarsılmaz bir iradeyle sahip çıkmaktır. Onların asırlık feryadını, yaşadıkları büyük zulmü tüm dünyaya haykırmak; kutsal vatan topraklarına dönüş mücadelelerinde önlerindeki tüm engelleri kaldırarak onlara omuz vermek boynumuzun borcudur. Sadece dönmelerini sağlamak yetmez; öz vatanları Ahıska’da gasbedilen haklarını, ellerinden alınan tarihi miraslarını yeniden kazanmaları için her adımda yanlarında fener, seslerine nefes olmalıyız.1944 ve 1989 yıllarında, tarihin şahit olduğu en vicdansız ve en büyük zulümlerden biri olan Ahıskalı sürgünlerinde toprağa düşen, vatan hasretiyle gözlerini yuman tüm aziz canlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Göğsünde o sürgünlerin sızısını taşıyarak aramızda yaşayan, direnen ve kimliğini gururla koruyan tüm büyüklerimize ve soydaşlarımıza ise minnetle uzun, sağlıklı ömürler niyaz ediyorum. Ruhları şad, davaları ebediyen muzaffer olsun.