Evet, değerli okurlarım. Nasip kısmet olmadan hiçbir canlı bir fiske lokma dahi yiyemez. Nasip kesilince o canın bu âlemde yaşam süresi bitmiş demektir.

Hayat öylesine gariptir ki, hani bir ayeti kerimde de belirttiği gibi: “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır” bu ayeti bilmeyenimiz yoktur. Ancak bilebile sanki dünyada ölüm yokmuş gibi ve hatta hiç ölmeyecekmiş gibi her türlü melanetliği yapmaktan geri kalmayıp insanların canını yakmaya, vurgunlar vurmaya, haksız kazanç sağlamaya kadar uzanan eller!

Bütün bu olumsuzlukları gördükçe benim adeta kanım donuyor. İnsanoğlunun gözü açtır. Daha, daha der ve istedikçe ister. Kimi milyonlarca lira ile oynar ancak her istediğini yiyemez veya içemez. Çoğu şeylerden mahrum yaşar. Allah’ın ona: “Senin nasibin bu kadar. Fazlası senin nasibin değil!”

Bir diğer nasip işi ise, insan istediği bir yiyeceği alır tam yiyecektir ya bir hayvan elinden kapıp o kısmeti o yer. Ya da tam kısmetini yemeğe çalışırken lokması boğazına takılır ölür. Yani, insana nasip olmayan hiçbir şeyin hesabı sorulmaz.

Bu günkü yazımın sonunda da size yine bir hikâye ile hoşça kalın demek istiyorum:

Ehli İslam birinin kendisi gibi yetiştirdiği bir oğlu varmış. Adam oğlunu öyle ahlaklı ve sağlam karakterli ve inançlı yetiştirmiş ki babası her fırsatta ona ders niteliğinde öğütler verirmiş. Yine oturup akşam yemeği yerken oğlunun tabağına beş adet köfte koyuyor. Baba sadece oğluna değil evin kedisini de oğlundan ayırt etmeyip kedinin tabağına da beş adet köfte koymuş. Kedi köftelerini bitirip adamın oğlunun tabağında ki köftelerden birini kapıyor. Çocuk kızgın bir şekilde hayvanın ağzında ki köfteyi çekiştiriyor, bası oğluna:

“Bırak olum o lokma onun nasibi. Albenim tabağımdaki köfteyi sen ye! O köfte senin nasibin değilmiş!” der ve oğluna konu ile ilgili birde hikâye anlatmaya başlar:

“Bak evlat bir gün zengin adamın biri yine bizim gibi oğlu ile yemek yiyormuş. Tabi onların masada bizim gibi köfte değil de pirzola varmış. Tam yemeklerine başlamıştır ki nereden çıktığı belli olmayan bir yılan evden içeri süzülüp adamın pirzolasını kapıyor. Adam öfkeyle pirzolayı yılanın ağzından çekip ağzına atıyor. Yılanda bu hırsla adamı sokuyor. Adam zehirlenip ölüyor. Aile cenazeyi yıkatıp yere yatırıyorlar. Dualar okunuyor sıra kefenleyip ağzını bağlamaya gelince kapının altından adamı sokan yılan içeri dalıp cenazenin ağzından içeri sızarak adamın yiyemeyip boğazına takılan bir parça pirzolayı alıp tekrar dışarı çıkıp ortadan kayboluyor!” çocuk bu hikâyenin ne olduğunu anlamıştır ve babasına:

“O kısmet yılanınmış değil mi babacığım?” adam gülerek:

“Evet, haklısın oğlum. Hiçbir lokma midemize bile inmiş olsa dahi o gıda kanımıza karışmadan bizim sayılmaz. Ya yeriz midemiz bulanır kusarak dışarı atarız veya gıda zehirlenmesi yaşar midemizi yıkatırız ya da az önce anlattığım hikâye gibi Nasip Kısmet meselesi ile bir şekilde kimin kısmet ise ona nasip olmuş olur!” der.

Konuya uygun yıllar önce yazdığım YA NASİP YA KISMET! Adlı şiirimden bir kıtayı sizinle paylaşmak istiyorum.

YA NASİP YA KISMET!

Garip biri yola çıkmış dua ederek,

Ellerini açmış, şükrederek.

Ya nasip demiş, kısmetse olur.

Hak müsaade ederse benim olur…

Esen kalın…