Hani hep derler ya hamamlar tekin yerler değildir diye! Ben bu tezin doğruluğunu bizzat yaşadım. Nasıl mı? Haydi gelin hep birlikte başımdan geçen bir dinleyin.

Ben hayatım boyunca hep çalıştım. Bir yandan okurken diğer yandan para kazanmak adına birçok işte çalıştım. Bunlardan ilki ilkokul 4. Sınıfta kaldığım da beni kaportacı yanına ceza olarak vermeleri ile başlamıştı iş serüvenim. İki ay sonunda tezgahın üzerindeki raftan yeşil boya dolu kutuyu başımdan aşağı boca edince de kaportacılığım da sona erdi. Aslında benim sınıfta kalmamın asıl sebebi annemi kaybetmemizden kaynaklanıyordu.

Beni boyadan ablamlar zar zor arındırmışlardı. Beni artık bir daha bir işe sokmazlar diye düşünürken bu defa elektrik direkleri imalatını yapan Fikri Top kaya diye birinin yanına verdiler. Burada kafes direk imalatı yapıyorduk. Elektrik kaynağı ile L demirleri ray demire kaynatıyorduk. Ancak benim maskesiz kaynak ışığına bakmam gözümün sulanıp ateş gibi yanmasına neden olmuştu. Geceleyin sabaha kadar ağladığımı bu günkü gibi hatırlıyorum. Hatta ablam iki gözüme sürekli patates halkası koyup acımı dindirmeye çalıştığı anı hiç unutmam.

Tabiri caizse ben bu işten de emekliye ayrılmıştım. Bana iş bulmaktan yılmayan ağabeyim Turhan, bu defa beni kiracımız çilingir Aydın ağabeyinin yanına verdiler. Burada uzun bir zaman kalmıştım. Çünkü Aydın ağabey çok kafa dengi bir adamdı. Bana Cici Yusuf lakabını takmıştı. Çocuğu olmadığından bana kendi evladı gibi muamele ediyordu. Bana bağırdığını hiç bilmem.

Orada bayağı bir mesleği öğrenmiştim

Ortaokula başladığımda ise Ağabeyim Erkan’ın çalıştığı Foto Mehtap’a çırak olarak girdim. Ve benim gazeteciliğe ilk adımı atmama vesile olan meslekti.

Ortaokul sonlarına doğru Foto Çilem'de usta olarak işe başladım. Lise bir eğitimimin sonuna doğru ise otelimizin 2 numaralı odasında kendime karanlık oda kurarak foto şipşakçılık işine başladım. Düğün fotoğrafları çekip burada tab ediyor daha sonrada düğün sahibi ve masa pozlarını herkesin adresine teslim ediyordum.

Yine bir gün bir düğün fotoğrafı çekmiştim. Beraber çalıştığımız Eniştemin yeğeni Nur içinde yatsın Rahmetli Cevdet ile birlikte karanlık odada fotoğrafları tab ediyoruz. Sabah ezanları okundu. Bizim işimiz de bitmişti. Cevdet bana dönüp:

“Yusuf bu saatten sonra uyursak fotoğrafları adreslerine dağıtamayız. Gel biz bir hamama gidelim. Şu yorgunluğumuzu üzerimizden atalım. Hamam sonrası birde Kebo dayının lokantasında bol sarımsaklı birer paça yer işimize bakarız.” deyince benimde aklıma yattı.

Kars’ta o dönem dört hamam var. Ama üçü faaliyette! Biri si çarşı içinde ki çarşı hamamı! Diğeri Şeiğ’in hamamı bir diğeri de taş köprünün başındaki Kars kalesinin dibinde ki Şahmurat’ın hamamı idi. Hemen aşağıda Kars çayının içinde sayılan bir hamam vardı ama orası uzun süre faaliyette değildi. Biz Cevdet ile Şahmurat’ın hamamına gittik. Hamam eski Selçuklu yapısı bir hamamdır. Hamam tam bir tarihi eser. Hamamın dört tane kabini var. Ortada büyük bir göbek taşı, onun üzerine uzanıp kirlerinizin kabarmasını sağlıyorsunuz. Ama onun üzerine uzanmakta yürek ister. Adeta ateş gibidir. Her neyse biz içeri soyunup girdik. Ben göbek taşına uzandım. Cevdet’te diğer yana uzandı. Bir müddet sonra Cevdet doğrulup bana:

“Yusuf çok bunaldım. Biraz dışarı çıkıp dinleneyim. Bir de sigara içerim bu arada.” dedi ve çıktı. Ben sırt üstü uzanmış hamamın yukarı kubbesinde ki pencereden alaca karanlıkta parıldayan yıldızları seyrediyorum. Bir ara yalaklardan birinin üzerindeki musluktan bir damlama sesi duydum. Damlama sesi boş hamamda yankılanıyordu. Bu ses içimi ürpertti. Kalkıp musluğu sıkıştırdım. Yeniden hamama sessizlik çökmüştü. Tam göbek taşına uzanmıştım ki bu defa karşı kurnadan su damlama sesi gelmez mi? O kurnayı da hallettim. Yeniden uzandığımda hamamın içinde yankılanan bir ayak sesi benim korkumun son doruk noktası olmuştu. Hamamdan soyunma odaları bölümüne nasıl çıktığımı bilmiyorum. Salona da yeni, yeni müşteriler gelmiş. Benim bu çılgınca dışarı çıkmamı hayret dolu gözlerle izliyorlardı Cevdet yanıma koşup:

“Oğlum ne bu hal?” diye sorunca ben:

“Ne olmuş halime? İçeride cinler mi var nedir diye anlatırken, Cevdet sözümü kesip:

“Sen önce üzerine bak. Nerede peştamalın? Anadan üryan salona çıkmışsın?” demez mi? Ben elim ile edep yerlerimi örtmeye çalışırken, tellaklardan biri bana peştamal uzattı. Oradaki taburelerden birine çöktüm. Cevdet bir sigara yakıp ağzıma sıkıştırdı. Birkaç duman çektikten sonra baktım hamama gelen müşteriler birer ikişer içeri giriyorlar bende girdim. Ama nasıl yıkandığımı bir ben birde Allah biliyor. Bir yandan utanmaktan, diğer yandan korkudan yarım yamalak yıkanıp çıktım. Bir daha o hamama adımımı atmadım.