Elazığ maçı umutlu olduğum karşılaşmalardan biriydi. Sebebi hem ilk yarıda deplasmanda yaşadığımız farklı mağlubiyet hem de Adana mağlubiyetinin rafa kaldırılması anlamında. Rakip Elazığ ise bir nevi play-off'u garanti altına almış. Fakat ne olur ne olmaz modunda, 1 puan alayım düşüncesinde sahaya çıkmış havasındaydı.
Biz istekli ve baskı kurmaya çalışırken onlar bizi 2.bölgede karşılamaya çalışıp kaybettiğimiz toplardan medet umuyordu. Zaman zaman başarılı da oldular. Ama hakkını yemeyelim, bireysel anlamda bu ligin üstünde bir kadroya sahipler ve en ufak bir hatada cezayı hemen ödetirler. Biz yüklenirken kaptırdığımız bir topta ise penaltı ile soyunma odasına önde girdiler.
2. yarı daha ekstra işler yapmamız gerektiğini farkındaydık ve bunun bilinci ile mücadele ettik. Fakat yediğimiz 2.gol ile gardımız düştü. Bireysel hataların ön plana çıktığı pozisyonların akabinde maç bitti bitecek derken önce Yusuf, sonra Taner ile beraberliği sağlayarak Elazığ'ın galibiyet sevincini kursağında bırakmış olduk. Bu 1 puan açıkça bizim pek işimize yaramayacak. Fakat geri dönüş hikayesi anlamında güzel oldu. Sahada kesinlikle İsmail Güldüren’den sonra geri geri giden bir takım izledik. Bazı oyuncuların performansı inanılmaz düşmüş ve bu bizi fazlasıyla şaşırttı. Sebebi ise zaten açık ama bu saatten sonra bunları tartışmanın ne faydası ne de yararı olur. Sanki bazı oyuncuların kafasında lig bitmiş modu da var. Buda ayrı hikaye sonuç olarak belki play-off ile taçlanacak olan bu rüya maalesef saçma sapan ego ve kararlarla ile bitmiş oldu. Her ne kadar ligde 3 maç kalmış olsa da artık planlamaya önümüzdeki sezonla ilgili başlanmalı diyorum. Hafta sonu deplasmanda oynayacağımız Ankaragücü maçında ise önceki haftalarda oynadığımız resital benzeri futbolla galip gelip dönüp dosta düşmana nasıl bir takım olduğumuzu gösterelim.