İÇİ BAŞKA DIŞI BAŞKA OLAN İNSANLARDAN KORKUN

“Can Çıkar Huy Çıkmaz”

 

Toplumda sıkça rastladığımız böyle huylu insanların birçoğu ya dalkavuktur veya aldatmayı çok iyi bilen biridir. Yine bu sütunlardan yazdığım bir vücutta iki kafa taşıyan insan modülü gibi.

Bir bakarsın seni göklere çıkarır, bir de bakmışsın ki senin hakkında bir başkasına seni çekiştirmiş ve seni yerden yere vurmuştur. Riyakârlıkta rekor kırmış, ipte oynayan cambazlara taş çıkarmıştır.

Her devrin çarkına kendini adapte etmiş. Menfaati uğruna bin tekle atarak dalkavuklukta tarih yazmıştır. Hatırlarsınız Aziz Nesinin : ”ZÜBÜK” karakterini işte öyle bir şey.

Hayatını ve yaşantısını böyle bir sisteme sokmuş onlarca insan tanırız.

Bir başka kötü huyda başkalarının yiyeceğine içeceğine, giyim tarzına karışıp eşi dostu ile insanları çekiştirmeleridir:

“Şu adama giydiği elbise sanki üstünden kaçıyor! Şu kadın da amma rüküş giyinmiş. Hele şu adamın yediği yemeğin yanında içtiği içeceğe bak!” gibi birçok bahane bulurlar ve sanki bu söylemlerle de kendilerini mutlu edermiş gibi bir bilgiçlik taslarlar.

Bir tarihte bizzat benim şahit olduğum fıkra gibi bir olayı anlatarak bu tiplemelere en güzel örneği sizlerle paylaşmak istiyorum:

Yıl 1972 Kars’ta Ekinci Gazetesinde çalıştığım sıralar sıkça Erzurum’a gidip geliyorum. O tarihlerde genelde trenli gidiyoruz. Hem hesaplı oluyordu. Hem de maceralı oluyordu. Çeşitli tiplerle ve ilginç muhabbetlerle geçen yolculuk sonrası gazete için güzel konular da çıkmış olurdu. Sabahın erken saatlerinde Erzurum’a varmıştım. Tren garının pastanesinde şöyle bir sabah kahvaltısı yapayım dedim ve pastaneye girdim. O dönemde bu pastanede çok güzel Laz böreği yaparlardı. Bir porsiyon Laz böreği ile birde süt istedim. Ve kahvaltıya başladım. Yan masada iki kişi oturmuş muhabbet ediyorlar. Bir ceketini omzuna atmış tipik bir kabadayı gibi, diğeri de elinde Oltu taşından yapılmış tespihini çekiyor. Ceketi omzunda olan beni hayli süzdü ve yanındakine benim duyacağım bir şekilde: “Sözde delikanlı olacak? Çocuklar gibi süt içiyor?” ben hiç bozuntuya vermedim. Şimdi bunlarla dalaşıp başımı belaya sokmayayım diyip kahvaltıma devam ediyordum ki diğere arkadaşına dönüp:

“Ağa haklısen ben bu Erzürüm de içi tene deliganli tanirem! Bir sen! Öbürini demirem!” tespihini şakırdatarak çeken hemen ona lafı yapıştırdı:

“Ey ağa öbürüde sensen da!” arkadaşı sanki para bulmuş gibi yerinden doğrularak:

“Hah! Ağa yicit yicidi cözünden tanir!”

Hani bir tabir vardır ya:

“Körlerle sağırlar, bir birini ağırlar!” işte öyle bir şey.

Yine bu sütunlardan yazdığım bir yazım vardı: “Memleketimden insan manzaraları”  birçoğumuz böyle insanlara ve onların bu tür davranışları ve konuşmalarına şahit olmuşuzdur. Ancak yine bir güzel özlü söz vardır ya:

“Can çıkar huy çıkmaz!” diye işte öyle bir şey…