Her ayın kendine has masrafları ve sıkıntıları olur.
Ancak takvim yaprakları "Eylül"ü gösterdiğinde bu durum biraz daha farklılaşır.
Adına binlerce sözün yazıldığı; şiirlere, şarkılara konu olan Eylül ayını özel ve zor kılan şeyler vardır. Sonbaharın ilk demi olan bu ayda havalar aniden değişiverir. Yüzü asılan bulutlar, gökyüzünün gözlerinden akıttığı yaşlar ve ani hava değişimleri adeta bize, “Kışa hazır olun, artık kendinizi soğuk havalara hazırlayın” der gibidir.
Bu ayda okullar açılır. Okulların açılmasıyla birlikte o "kendini hazırla" çığlığını duymaya başlarsın. Çanta, kitap, defter, kırtasiye, giyim ve servis ücretleri, tıpkı aniden soğuyan hava gibi toplumumuzun ekonomik dengesini de sarsmaya başlar.
Eylül ayı, yazdan kışa geçişte bir basamak gibidir. Hatta yorularak çıktığın merdivenlerin en zorlu basamağı gibi... Attığın her adım nefesini keser, sanki o basamaklar hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ağaçların yaprakları gibi tel tel dökülür, sarardığını hissedersin. Yıldızlar bile bir başka parlarken, sen sönüyormuşsun gibi bir hisse kapılırsın. Geceler hazin ve uzun, akşamları ise üşürsün.
Bu nedenle üzerinde dumanı tüten, kahve kokulu Eylül ayı, doğanın sunduğu o görsel şölene rağmen daha çok getirdiği zorluklarla anılır.
Eylül, bir yaz boyu kapıldığımız rehavetten kurtulma ayıdır. Eylül, geçmişin yükünü bırakıp geleceğe umut taşıma ayıdır.
Eylül’ü tüm zorluklarına rağmen başarıyla atlatanlara ne mutlu... Bu ayı omuzlarında bir yük gibi görmeden, tatlı telaşlara çevirebilenlere ne mutlu.
Zorluklarınla Hoş geldin “Eylül”
