İnegöl, her geçen gün büyüyen, sokakları çocuk sesleriyle dolan, dinamizmi hiç azalmayan bir ilçe. Artan doğum oranlarıyla birlikte genç nüfus hızla çoğalıyor; bu da yeni yaşam alanlarına, sosyal projelere ve özellikle sportif faaliyetlere duyulan ihtiyacı her geçen gün artırıyor. Ancak nicelik artarken, nitelik konusunda aynı hassasiyeti gösterebildiğimizi söylemek ne yazık ki zor.
Genç nüfusun artmasıyla birlikte yapılan en temel yanlışlardan biri, çocuklarımızı spor branşlarına yönlendirirken tek bir pencereden bakmamızdır. Evet, biz bir futbol ülkesiyiz. Tribünleri dolduran coşkumuz, ekran başında yaşadığımız heyecan inkâr edilemez. İşte tam da bu tutkuyla, henüz beş-altı yaşındaki çocuğumuzun elinden tutar, onu doğruca futbol okullarına teslim ederiz. Oysa çoğu zaman çocuğun ne istediğini sormadan, hangi alana yatkın olduğunu gözlemlemeden, kendi hayallerimizi onun omuzlarına yükleriz.
Çocuğun iç dünyası, yetenek haritası ve potansiyeli henüz keşfedilmemişken yapılan bu tercih, aslında sessiz bir kaybın da başlangıcı olur. Belki atletizmde parlayacak bir hız, belki basketbolda yükselecek bir vizyon, belki de sanatla, bilimle şekillenecek bambaşka bir gelecek vardır içinde. Ancak yanlış yönlendirme, bu yeteneklerin daha filizlenmeden solmasına neden olur.
Burada mesele futbolcu olmak ya da olmamak değildir. Elbette futbolcu olsun isteyen, bu hayalin peşinden giden çocuklar olacaktır. Ancak neredeyse tüm ailelerin aynı branşa yönelmesi, diğer spor dallarını gölgede bırakmakta; kulüplerin, antrenörlerin ve altyapı yatırımlarının tek bir alana sıkışmasına sebep olmaktadır. Bu da ilçemizin sportif çeşitliliğini ve gelişim potansiyelini ciddi anlamda sınırlamaktadır.
Daha da önemlisi, ailelerin çocuklarıyla ilgili kurduğu büyük hayaller, çoğu zaman gerçekle yüzleştiğinde ağır bir hüsrana dönüşmektedir. İnegöl’de her yaz futbol kurslarına başlayan yüzlerce çocuktan yalnızca çok küçük bir kısmı profesyonel futbolcu olabilmektedir. Geriye kalanlar içinse çoğu zaman kırılmış umutlar, yarım kalmış hayaller ve “başaramadım” duygusu kalmaktadır. Bu durum, çocukları erken yaşta geleceğe dair karamsarlığa sürüklemekte; özgüvenlerini ve motivasyonlarını zedelemektedir.
Asıl kayıp ise burada başlar. Çünkü yalnızca bir spor dalı değil, belki de çocuğun ileride muhteşem bir iş kariyerine dönüşebilecek yeteneği de fark edilmeden yok olup gider. Oysa doğru yönlendirme, sabırlı gözlem ve alternatifleri açık tutmak, bir çocuğun hayatında telafisi mümkün olmayan farklar yaratabilir.
Son sözlerimi yazarken şunu özellikle belirtmek isterim: Benim çocuğum da futbol kursuna gidiyor. Ancak bunun yanında farklı branşları da takip ediyor, ilgi duyabileceği alanları keşfetmesi için destekleniyor. Çünkü tek bir kapıya bel bağlamak yerine, başka kapıların da var olduğunu bilmek hem çocuk hem aile için büyük bir güvencedir. Kaybolan yeteneklerin değil, keşfedilen potansiyellerin konuşulduğu bir İnegöl umuduyla…