İnsanlık olarak zekâmızı çok verimli kullandığımız söylenemezdi zaten, kabul edelim, ama yine de bir şekilde yürüyordu işler, arada dururduk, düşünürdük, bazen yanlış kararlar alırdık, çoğu zaman o yanlışlardan ders almazdık ama bütün bunlar olurken zihnimiz çalışıyordu, hatalıydı belki ama bize aitti o düşünceler.

Sonra yapay zekâ girdi hayatımıza ve tuhaf bir rahatlama çöktü üstümüze, sanki uzun süredir omzumuzda taşıdığımız bir yükü bir kenara bırakmışız gibi, çünkü düşünmek artık zorunlu değildi, merak ettiğimiz bir şey olduğunda durup kafa yormak yerine sormaya başladık, cevap geldiğinde de içimiz rahatladı, o cevabın neden öyle olduğunu, hangi yoldan geldiğini, bizi nereye götürebileceğini pek kurcalamadık, çünkü cevap oradaydı ve çoğu insan için bu fazlasıyla yeterliydi.
Trajik olan şuydu aslında, yapay zekâ insan zekâsı yeterince kullanılmadığı için geliştirildi, veriye bakamayan, aynı hataları tekrar tekrar yapan, sezgileriyle büyük yanılgılara düşen insanı dengelemek için, ama komik olan şu oldu, şimdi insan zekâsı neredeyse hiç kullanılmıyor, çünkü ortada düşünen bir sistem var ve biz bunu bir imkân gibi değil, bir teslimiyet gibi kullandık.
Eskiden bilmediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda düşünmek zorundaydık, seçenekleri tartardık, ihtimalleri eleyip bir karara varırdık, bugün ise soru soruyoruz, cevap geliyor ve çoğu zaman orada bitiyor her şey, o cevabın doğruluğunu sınamak, bağlamını anlamak, bize uyup uymadığını düşünmek zahmetli geliyor, çünkü hız çağında yaşıyoruz ve düşünmek yavaş kabul ediliyor.
Yazı yazmak da bundan nasibini aldı elbette, eskiden yazmak emekti, cümle kurar, siler, yeniden yazardık, kelimelerle boğuşurduk ve o boğuşma zihni keskinleştirirdi, şimdi ise yazı yazdırıyoruz, ortaya çıkan metni okurken gerçekten bize ait mi diye durup sormadan geçebiliyoruz, önemli olan üretmek değil, yetişmek oluyor artık.
Karar vermek eskiden zordu ama sorumluluk bizdeydi, şimdi seçenek çok, analiz bol ama karar yok, çünkü bir de buna soralım diyerek düşünmeyi de yükü de başkasına bırakıyoruz, insan artık karar almıyor, sadece onaylıyor, mantıklı denildiğinde başını sallıyor ve çoğu zaman gerçekten ne düşündüğünü kendisi bile bilmiyor.
Bu yüzden zekâmız emekli olmadı aslında, izin aldı, dönüş tarihi belirsiz, beyin hâlâ yerinde duruyor ama daha çok dekor gibi, kullanılıyor hissi veriyor ama gerçekten çalıştırılmıyor, vitrinde duran ama içine girilmeyen bir oda gibi.
İşin en trajikomik tarafı ise yapay zekânın bizden daha çok düşünüyor olması ama bizim yerimize düşünmemesi gerektiğini bizden daha iyi bilmesi, o hâlâ yardımcıyım diyor, kontrol et diyor, son karar senin diyor, biz ise sen hallet demekte hiçbir sakınca görmüyoruz.
Bir noktada fark ediyorsun ki insanlar artık yanlış yapmaktan değil, düşünmekten korkuyor, çünkü düşünmek zaman alıyor, enerji istiyor, risk barındırıyor, hazır cevaplar ise hızlı, parlak, zahmetsiz, ama tuhaf bir şekilde içleri boş, bilgi var belki ama anlam eksik.
Komik ama gerçek olan şu, zekâmızı daha az kullanmak için ürettiğimiz teknoloji, bizden daha bilinçli davranıyor, sınırlarını biliyor, sorumluluğu hatırlatıyor, biz ise bu sınırları görmezden geliyoruz.
Sonra dönüp şikâyet ediyoruz, kimse düşünmüyor diyoruz, insanlık nereye gidiyor diye soruyoruz, evet kimse düşünmüyor ama bu tespiti yapabiliyor olmak bile ne kadar ironik bir yerde durduğumuzu gösteriyor.
Belki de asıl mesele şu, yapay zekâ insanın yerini almak için değil, insanın yerine geçmemesi gereken şeyleri göstermek için var, ama biz her zamanki gibi kolay olanı seçtik, zekâmızı geliştirmek yerine zekâya yaslandık.
Trajik mi, evet.
Komik mi, fazlasıyla.
Ama hâlâ umut var, çünkü insanlık tarihine bakıldığında görülüyor ki biz genelde en saçma noktaya gelmeden uyanmıyoruz, belki bir gün yapay zekâ bize sakin sakin artık sen düşün diyecek, işte o gün gerçekten zorlanacağız.