Her şeyi böldük biz.
Zamanı böldük önce. Saatlere ayırdık günü. Günleri haftalara. Haftaları aylara. Ayları yıllara. Yetmedi, asırlara böldük. Sanki bölersek hükmedecektik. Sanki parçalara ayırınca kontrol bizde olacaktı. Oysa zaman hiç durmadı. Biz ona ayna tutarken o akıp gitti.
Yılı da rahat bırakmadık. Mevsimlere böldük. Bahar dedik umut verdik. Kış dedik sabır bekledik. Doğaya bile takvim tuttuk. Ne zaman açacağını ne zaman susacağını söyledik toprağa. Çiçeğin geç açmasına kızdık. Yağmur vaktinden önce yağınca şikâyet ettik. Oysa toprağın bizim planlarımıza ihtiyacı yoktu. Bizim toprağa ihtiyacımız vardı.
Dünyayı böldük sonra. Haritalar çizdik. Çizgiler çektik. Bu senin bu benim dedik. Dağları, nehirleri, denizleri ayırdık. Bir tarafında ölmenin yasak olduğu, öbür tarafında sıradanlaştığı sınırlar icat ettik. Üzerinde yaşayanları da böldük tabii. Kavimler dedik. Irklar dedik. Biz ve onlar diye ayırdık insanı. Aynı gökyüzüne bakıp farklı bayraklar altında birbirimize yabancılaştık.
Yetmedi. İnsanları da böldük. Zengin fakir diye. Güzel çirkin diye. Güçlü zayıf diye. Akıllı akılsız diye. Aynı okulda okuyan çocukları bile ayırdık. Birine gelecek vadeden dedik, diğerine şanssız. Sanki biri seçmişti nerede doğacağını. Sanki biri baştan kabul etmişti hayata geriden başlamayı.
Ama neyi beceremedik biliyor musun.
Bir ekmeği bölmeyi.
Şu koca dünyada bir ekmeği bölüp kardeş kardeş yaşamayı öğrenemedik. Çöpe atılan tonlarca ekmeğin olduğu bir yerde, açlıktan uyuyan çocukları normal karşıladık. Her şeye sınır koyduk. Sonra o sınırları bahane edip sınır ötesi savaşlar başlattık. Büyük balık küçük balığı yedi. Güçlü olan zayıfı ezdi. Buna da hayatın kuralı dedik. Doğa böyle dedik. Oysa bu doğa değil bizim tercihimizdi.
Adalet dedik sonra. Güzel kelime. Herkesin dilinde. Ama kimse eşit kullanmadı. Aynı suçu işleyen iki insandan biri serbest kaldı, diğeri ömrünü kaybetti. Adalet güçlüye başka işledi. Güçsüze başka. Parası olana başka. Kimsesi olmayana başka. İnsan doğduk ama insanlıktan yavaş yavaş çıktık. Aynı yaşta çocuklardan biri oyuncakla tanışırken, diğeri silahla tanıştı. Daha çocukken büyümek zorunda kalanlara başka isimler taktık. Çocuk dedik, terörist dedik, tehdit dedik. Oysa o çocuk sadece yanlış bir coğrafyada doğmuştu.
Deprem oldu durmadık. Tsunami geldi ders almadık. Yangınlar sardı dünyayı umursamadık. Enkazın başında ağlayıp birkaç gün sonra unuttuk. Hastalıklar kırdı geçirdi yine durmadık. Sanki her felaketi kısa bir ara gibi gördük. Sonra kaldığımız yerden devam ettik ezmeye, kırmaya, bölmeye.
Dünya yetmedi artık. Gözü doymaz insanın. Şimdi de dünya dışına hükmetmeye çalışıyoruz. Mars kimin olacak diye tartışıyoruz. Daha kendi sokağında adalet yokken başka gezegenlere plan yapıyoruz. Aynı apartmanda selam vermediğimiz insan varken evreni sahipleniyoruz.
Güçsüz ülkelerin insanlarını öldüren askere kahraman dedik. Alkışladık. Madalya taktık. Oysa o kahraman dediğin başkasının annesini, babasını, çocuğunu öldürmüştü. Ama bizim hikayemize uymadığı için onu görmezden geldik. Acıyı bile taraflara böldük.
Gel gelelim.
Dünya kopsa artık şaşırmamak gerek.
Çünkü dünyanın çivisi çıkmış durumda. Onu çakacak kimse de yok. Belki de herkesin elinde çekiç var ama kimse çiviyi tutmak istemiyor. Çünkü tutmak can yakar. Sorumluluk ister. Bedel ister.
Biz ise bölmeyi seviyoruz.
Paylaşmayı değil.
Belki de mesele çok büyük değil.
Belki de her şey hâlâ bir ekmekle başlıyordur.
İllaki bölücü olacaksan, ekmeğini bölerek başlayabilirsin.