Ne kadar masum duran bir cümle değil mi? Sanki insan kendine kızmıyor, sadece biraz zaman istiyor gibi.

Acele etmiyor, doğru anı bekliyor gibi. Ama işin içine girince fark ediyorsun ki bu cümle bazen hayatımızın en büyük erteleme ustası oluyor.

Çünkü insan yarın kelimesini seviyor. İçinde umut var, yeni bir başlangıç var, tertemiz bir sayfa var. Bugünkü dağınıklık, bugünkü tembellik, bugünkü kararsızlık sanki yarına devredilince ortadan kalkacakmış gibi geliyor.

Mesela sabah kalkıyorsun. Yapacakların belli. Spor yapacaksın, kitap okuyacaksın, bir işe başlayacaksın. İçinden bir ses “hadi başla” diyor. Tam o sırada başka bir ses geliyor. Daha sakin, daha ikna edici.

Bugün biraz yorgunsun. Yarın daha iyi olur.

Ve nedense hep o ses kazanıyor.

Sonra yarın geliyor.

Ama küçük bir sorun var. Yarın gelen kişi hâlâ sensin.

Aynı alışkanlıklar, aynı telefon, aynı bahaneler, aynı rahat koltuk… Sadece takvim değişmiş oluyor.

Spor meselesi mesela tam bir komedi. Akşam büyük bir kararlılıkla plan yapıyorsun. Sabah erken kalkılacak, yürüyüş yapılacak, sağlıklı yaşanacak. Hatta içinden yeni bir hayat kurmuş gibi hissediyorsun. Sabah alarm çalınca ise o büyük değişim planını yapan kişi ortadan kayboluyor. Yerine battaniyeye sarılmış, “bugünlük böyle olsun” diyen başka biri geliyor.

Diyet konusu da ayrı bir hikâye. Gece saatlerinde buzdolabının önünde duran insanın özgüveni inanılmazdır. O an hayatını tamamen değiştirecek kararlar alır. Yarın sağlıklı beslenecektir. Şeker bırakılacaktır. Düzen gelecektir.

Sonra elindeki son tatlıyı yer.

Çünkü o son tatlıdır. Ama nedense bu son kelimesi çok geniş bir kavramdır. Her hafta yeni bir son tatlı ortaya çıkar.

Bir de sigara meselesi var. Bir adam düşün. Paketin son sigarasını yakmış. Derin bir nefes alıyor ve büyük bir kararlılıkla söylüyor.

Bu paketten sonra bırakıyorum.

O an gerçekten inanıyor. Hatta kendini güçlü hissediyor. Sanki o son sigara ile eski hayatı kapanacak, ertesi sabah yepyeni biri olarak uyanacak.

Ama garip bir şekilde ertesi gün o eski adam hâlâ orada oluyor. Sadece cebinde yeni bir paketle.

Çünkü bazen insan bırakmak istediği şeyi değil, bırakma kararını sever. Karar vermek rahatlatır. Uygulamak ise cesaret ister.

Ders çalışma da farklı değildir. Kitabı açarsın. Birkaç dakika bakarsın. Sonra beynin küçük bir toplantı yapar. Ortaya mantıklı görünen bir karar çıkar.

Bugün verimli olmayacak. Yarın daha güzel başlarız.

İşte insanın kendini kandırma konusunda ne kadar yaratıcı olduğunun kanıtı burada ortaya çıkar. Çünkü çoğu zaman yapmak istemediğimiz şeyden kaçarken kendimize çok güzel açıklamalar buluruz.

Üstelik bu açıklamalar o kadar başarılıdır ki bir süre sonra kendimiz de inanırız.

Ben aslında istiyorum.

Ben aslında yapacağım.

Sadece doğru zamanı bekliyorum.

Ama bazen doğru zaman diye beklediğimiz şey hiç gelmez. Çünkü doğru zaman gökten inen özel bir gün değildir. Çoğu zaman insanın kendi oluşturduğu küçük bir cesarettir.

En garip tarafı da şudur. İnsan hiçbir şey yapmadığı günlerde bile yorulabilir. Çünkü ertelemek de enerji ister. Sürekli plan yapmak, sürekli yeniden başlamak, sürekli kendine söz vermek insanın içini tüketir.

Bir bakarsın aylar geçmiş.

Hâlâ aynı cümle duruyor karşında.

Yarın başlarım.

Belki de hayatımızdaki en büyük kayıplardan biri, yapamadıklarımız değil; sürekli yapacakmış gibi beklediklerimizdir.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey daha iyi bir yarın değil, bugünün içinde atılmış küçücük bir adımdır.

Peki gerçekten yarını mı bekliyoruz, yoksa başlamamak için yarını mı bahane ediyoruz?