Ortada ne bir ip vardır ne de gözle görülen bir bağ... Ama küçücük bir mıknatıs, sessizce çeker demiri kendine. Dokunmadan, zorlamadan, sadece görünmeyen bir kuvvetle...
Göremezsiniz o kuvveti. Tutamazsınız elinizle. Ama bıraktığı etkiyi inkâr etmek de mümkün değildir.
Üstelik her şeyi çekmez mıknatıs. Altın durur olduğu yerde. Tahta aldırmaz ona. Plastik ise hiç etkilenmez. Çünkü her madde aynı değildir. Her yapının cevap verdiği kuvvet de farklıdır.
İnsan dediğimiz varlık da biraz böyledir aslında.
Fark etmeden bir etki alanı oluşturur herkes. Kimi sesiyle değil, duruşuyla etkiler. Kimi sözlerinden önce ahlakıyla dokunur insana. Kiminin niyeti çeker sizi, kimininse hayatı...
Bakın etrafınıza.
Çalışkan insanlar, nedense birbirlerini kolay bulur. Kitaplarla dost olanlar, yine kitap kokusunu seven insanlarla aynı masaya oturur. Sürekli şikâyet edenlerin çevresi de çok geçmeden aynı dertleri anlatan insanlarla dolar. İyilik peşinde yürüyenler ise bir şekilde hayırlı insanların yoluna çıkar.
Tesadüf müdür bütün bunlar?
Pek öyle görünmüyor.
Bilim, çekim der buna. Hayat ise etki...
Daha da ilginci vardır mıknatısın.
Uzun süre temas ettiği bir demir parçasını zamanla kendine benzetir. Başlangıçta sıradan olan o demir, gün gelir başkasını çekebilecek bir güce kavuşur.
Ne kadar tanıdık geliyor kulağa...
İnsan da değişir çünkü. Hem de çoğu zaman farkına varmadan.
Birlikte vakit geçirdiğiniz insanların kelimeleri yerleşir dilinize. Alışkanlıkları usul usul girer hayatınıza. Bakış açıları, düşünme biçimleri, hatta olaylara verdikleri anlam bile fark ettirmeden sizde iz bırakır.
İşte bu yüzden eskilerin söylediği o söz, yıllardır değerini korur:
"Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."
Sadece güzel bir öğüt değildir bu. İnsan tabiatını anlatan güçlü bir gözlemdir.
Çünkü mesele yalnızca kimi seçtiğimiz değildir. Asıl mesele, zamanla kime dönüştüğümüzdür.
Karakter de mıknatıs gibidir.
Sessiz çalışır. Gösterişi sevmez. Kendini ilan etmez. Ama bulunduğu her yerde iz bırakır. Kimi zaman bir sözüyle, kimi zaman bir davranışıyla, kimi zaman da sadece varlığıyla...
Belki de ara sıra kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben, çevremi hangi yöne çekiyorum; çevrem beni hangi yöne çekiyor?
Peki ya sizin mıknatısınız ne? Sizi kendine çeken, sizi siz yapan şey...
İnsanlar mı, düşünceler mi, alışkanlıklar mı? Çünkü insan, yanında en çok kaldığı insanların aynası olmaya başlar.