“Öğretmen, bir insanın kaderinde sessiz bir devrim başlatan kişidir.”
Öğretmen, bir ülkenin görünmez fakat en güçlü omurgasıdır.
Bir evde huzuru, düzeni ve sıcaklığı sağlayan anne nasıl bir yuva inşa ediyorsa; öğretmen de bir millete yön veren, yüreklere dokunan, karakterleri yoğuran bir yapı taşıdır. Çünkü öğretmenlik yalnızca bilgi aktarma işi değildir. Öğretmen, önce öğrencisinin gözlerine bakar; orada saklanan umudu, korkuyu, merakı görür ve kalbine dokunarak başlar yolculuğa.
Herkes öğretmen olamaz.
Öğretmen; yargılamadan dinleyen, anlamaya çalışan, el uzatan, yön veren ve bir insanın kaderine küçük bir dokunuşla büyük dönüşler katabilen kişidir.
Ve unutulmamalıdır ki öğretmenlerin “üzülmeye” ya da “şov yapmaya” zamanları yoktur.
Onlar, hayatın en kırılgan yerinde duran; giyimleriyle, duruşlarıyla, davranışlarıyla topluma örnek olmak zorunda bırakılan bir mesleğin taşıyıcılarıdır. Bir öğretmenin omuzunda, kendi hayatının yükünden çok daha fazlası vardır:
Onu izleyen gözlerin geleceği, ona güvenen çocukların kaderi, onun sözlerinden güç alan gençlerin yönü…
Bu yüzden öğretmenlik; duyguları saklayarak, yara alsa bile dimdik durarak, toplumun en görünmez fakat en etkili rol modellerinden biri olma mücadelesidir.
Benim yaşamımda da bu tanımın ete kemiğe bürünmüş bir karşılığı var:
Değerli tarih öğretmenim Sayın Muazzez Alıcı Safran.
O öyle bir hoca ki…
Geri kalmış bir topluluğa Atatürk’ü yalnızca öğretmedi; benimsetti, içselleştirdi.
Çalmadan, çırpmadan, kimseye eyvallah etmeden kendi yolunda sıkı çalışmanın bir insanı nasıl lider ruhlu kıldığını gösterdi. “Dürüstlük, insanın kimliğidir” derken, aslında hayatın bütün sınavlarını bir tek cümleye sığdırdı.
Kalabalıkların alkışına değil, doğruların ağırlığına yaslanmayı öğretti bize.
Gereksiz kalabalıklar yerine insanın bazen tek başına kalması gerektiğini, büyük başarıların da çoğu zaman o yalnız ama kararlı yürüyüşten doğduğunu gösterdi.
Ve bütün bunları, bazı yeni nesil öğretmenlerde gördüğümüz liyakatsızlığa rağmen, dimdik, yapıcı ve ilkelerinden şaşmadan yaptı.
Gerçek bir Cumhuriyet öğretmeni gibi…
İdeallerin, karakterin ve emeğin ülkeye nasıl yön verdiğini hâlâ bize hatırlatmaya devam eden bir ışık gibi.
Hayat yolculuğumda bana ve birçok öğrenciye güç olan; kimi zaman disiplinli duruşuyla bizi toparlayan, kimi zaman da hiç kimsenin fark etmediği anlarda bizi yargılamadan anlayan tek kişiydi. Onun sınıfında tarih, yalnızca kronolojik bir bilgi değil; hayatın kendisi, insanlık mücadelesi ve değerler üzerine verilen bir dersti.
Muazzez Hoca, pek çok öğrenci için yalnızca bir öğretmen değil; bir yaşam kaynağıydı.
Maddi ve manevi desteğini kimseden esirgemeyen, omuz arayan öğrencisine omuz, yön arayan yüreklere bir pusula olan bir rehberdi.
Bugün Öğretmenler Günü vesilesiyle, onun yalnızca öğrettiklerine değil, dokunduğu hayatlara da teşekkür ediyorum. Çünkü bazı öğretmenler vardır; iz bırakmaz, iz olurlar.
Ve iyi ki yolumda; varlığıyla bugün de güç veren, desteğini hâlâ esirgemeyen böyle bir iz var.