Bugünkü yazıma fıkra gibi güzel bir olay ile başlamak istedim. Ardahan’ın Çıldır İlçesinde Terekeme (Kara Papak) diye adlandırılan bir boy vardır.

Çıldır’a bağlı Çıldır gölü kenarında bulunan Eski ismi ile anılan (Ağcagala) köyünde terekeme birinin köpeği Camiye giriyor. Caminin İmamı köpeğin sahibine ver yansın ederek:

“Davut ağa şu köpeğine sahip ol! bu kaçıncı kardeşim? Senin camiye geldiğin yok, köpeğini mi gönderiyorsun?” deyince: Davut:

“Hocam ittir gamir, men ganip girirem mi? Bu fıkra gibi olayın ardından bugünkü yazımı yine sürekli dillendirdiğim hayvanlar için olacak!

Her ne kadar 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü tarihi değilse de her yıl hayvan haklarına dikkat çekmek, yaşam refahlarını artırmak ve sevgi-şefkat bilincini yaymak amacıyla kutlanan uluslararası bir gün olduğunu biliyoruz. İlk kez 1931'de kabul edilen bu özel günde, evcil veya vahşi tüm hayvanların korunması ve doğayla uyum içinde yaşamaları amaçlanmış olsa da içimizdeki merhametten yoksun kişilerin gerek sokak hayvanlarına karşı insanlık dışı tavırlarımızdan vaz geçmiş değiliz.

Toplum olarak merhametli ve vicdanlı bir milletiz. Yukarıda bahsettiğim gibi: İçimizden çürük elmalar çıksa da bunlar istisnadır. İşte bugün ben sizlere bu istisnalar üzerinden seslenmek istiyorum.

Geçenlerde televizyonda bir haber izlemiştim.

Genç bir kızın bir sokak kedisini seslenerek yanına çağırıp onu tartaklaması akıl alır bir iş değil doğrusu!

Birde sokaklarda başıboş dolaşan köpeklerimiz var. Ben çoğu zaman sokakta başıboş dolaşan köpekleri görüyorum. Ancak gördüğüm hayvanların hemen hepsinin kulakları küpeli. Yani bu ne demek Belediye yetkilileri bu köpeklerin sağlık kontrollerini yapmış ve hayvan barınağına alınmış demek. Öyleyse “Bu hayvanların sokaklarda başıboş dolaşmaları nasıl oluyor?” diye sormakta haklısınız. Bu hayvanların sokaklarda başıboş dolaşmasının nedeni çok açık!

Büyüklere nazaran çocukların hayvan sevgisi daha fazla olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Hal böyle olunca da çocuklarımız bir hayvan edinmek için babalarını ikna ediyorlar ve onlarda çocuklarının isteği doğrultusunda hayvan barınaklarından bir köpek alarak evlerinin bahçesinde beslemeye başlıyorlar. Bir zaman sonra bu iş aileye külfetli gelmeye başlıyor ve neticede aldıkları köpeği tekrar barınağa götürmek yerine yeniden sokaklara terk ediyorlar.

Şimdi o kişiler çocuklarının bir anlık hayvan sevgisi yüzünden barınaktan alınan bu hayvanlara neden acımıyorlar? Sorusunu sormamız gerekir.

Burada hayvan sevgisinin sadece birkaç gün veya birkaç ay olması insanı hayli düşündürmüyor değil. Bu tutum sadece hayvana yapılan bir haksızlıktır. Hal böyle olunca, aynı zamanda sağlığımız açısından ve hayvanların kızdırılması sonucunda hırçınlaşıp tehlikeli bir hal almasına da neden olabiliyoruz.

Geçenlerde bunlardan birine ben şahit oldum. Üç-beş çocuk ellerine aldıkları tahta parçaları ile zavallı bir köpeğe saldırıp onu kızdırarak diğer çocukların üzerine kışkırttığına şahit olmuştum. Bu olaya ben tepki gösterip çocukları dağıttım. Ancak ben oradan biraz uzaklaşınca bu yaramazlar yeniden hayvanı taciz edip kızdırmaya başladılar. Benim üzüldüğüm tek şey orada sadece ben yoktum. Gelip geçenlerden biri bu çocuklara engel olabilirdi! Ancak görünen o ki bu olaya seyirci kalanların pekte umurunda değildi.

Bizler çocuklarımızı yetiştirirken bir şeyleri eksik yaptığımızın açık bir kanıtı idi bu olay. Ben şimdi soruyorum. O köpek o gün birkaç çocuğu ısırıp hastanelik etmiş olsaydı acaba suçlu köpek miydi? Yoksa onu bu hale getirmeye çalışan çocuklar mıydı? Hayvan sevgisini çocuklarına aşılamayanlar, bu tür olaylardan sonra hayvanları suçlu bulup, öldürmeye ve onlara vahşice işkence yapmaya yöneltebiliyor. Oysa kendisinin bir yansıması olan çocuğundan ne beklenebilir? Bu gün hayvanları kızdırıp onları tartaklayan çocuklar yarın büyüdüğünde de aynı duygular içinde hayvanlara böyle yaklaşmalarından daha doğal ne olabilir ki!

Boşuna mı söylenmiş Yunus Emre:

“Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü!” diye.

Öyleyse? Ailelere düşen en önemli şeyin hayvanlara karşı sevgi ve şefkatle yaklaşmayı çocuklarımıza öğretmeliyiz. Bunu onlara çocuk yaşlarda anlatırsak ileride böyle olumsuzlukları yaşamamış oluruz. Unutulmamalıdır ki sevmek çocuk yaşlarda başlar. Çocuklarımıza sevgiyi öğretirsek, onlarda çevrelerine, hayvanlara bitkilere ve yaşadığımız dünyaya karşı sevgi ile yaklaşır. Hayvanları korur ve sever. Çevresini temiz tutar, kirletmez, kirleteni de uyarır. İşte o zaman ortada hiçbir sorun kalmaz.

Ve bu günkü yazımı Mevlana Hazretlerine ait bir söz ile yazımı bitirmek istiyorum:

"Hayvanlar Allah’ın sessiz kullarıdır! Şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü mutlaka konuşacaklardır!"

Hoşça kalın…