Bazen hayatın bize ne anlatmaya çalıştığını anlamak için büyük cevapların peşine düşüyoruz.
“Hayatın amacı nedir?”
“Biz neden varız?”
“Her şeyin bir anlamı var mı?”
Belki de zihnimizin bu soruların tamamına kesin bir cevap vermesi mümkün değil.
Ama daha basit ve daha önemli bir soru var:
Peki biz kendi hayatımıza nasıl yaklaşıyoruz?
İşte burada karşımıza hayatın en eski ve en sessiz yasalarından biri çıkıyor:
Denge.
Hayata baktığımızda aslında her şeyin bir denge arayışı içerisinde olduğunu görüyoruz.
Bir canlı çoğalıyor, başka bir canlı onunla besleniyor. Bir tür çoğalıyor, doğal sistemler onu sınırlıyor. Bir yerde fazlalık oluşuyor, başka bir yerde eksiklik ortaya çıkıyor.
Hayat, bütün bu değişimlerin içerisinde kendisini yeniden dengelemeye çalışıyor.
Belki de hayatın en büyük sırrı burada saklı.
Hayat sadece var olmak değil, varlığını sürdürebilmek için denge kurabilmektir.
İnsan hayatı da bundan farklı değil.
Bu yüzden hayat, bir kez bulunup sonsuza kadar korunacak bir denge noktası değil; sürekli yeniden kurulması gereken bir dengedir.
Çok fazla çalışmak insanı tüketebilir.
Çok fazla rahatlık insanı köreltebilir.
Çok fazla konuşmak ilişkileri yorabilir.
Çok fazla susmak insanın içinde biriktirdiklerini büyütebilir.
Fazla fedakarlık insanı kendisinden uzaklaştırabilir.
Fazla bencillik ise insanı yalnızlaştırabilir.
Belki de bu yüzden hayatın en zor sorusu “Ne istiyorum?” değil.
“Ne kadarına ihtiyacım var?”
Belki de insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, hayatın bu sessiz kuralını kabul etmektir.
Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi...
Her zaman kazanamayacağımızı...
Her zaman haklı olamayacağımızı...
Her insanı memnun edemeyeceğimizi...
Ve her şeyin bizim istediğimiz gibi gitmeyeceğini...
Kabul etmek.
Çünkü bazen huzur, istediğimiz her şeye sahip olmakta değil; sahip olduklarımızla ne kadar dengeli yaşayabildiğimizdedir.
Hayatı bütünüyle kontrol etmeye çalışmak yerine, onun değişimine uyum sağlamak...
Kendimizden vazgeçmeden başkalarıyla yaşayabilmek...
Çok ileri gitmeden ilerlemek...
Çok geride kalmadan durabilmek...
Ve gerektiğinde yeniden başlayabilmek.
Çünkü hayatın en zor ama en değerli becerilerinden biri belki de şudur:
Düşmeden yürümek değil, düştüğümüzde yeniden dengemizi bulabilmek.
Unutmamak gerekir:
Hayat sürekli bir denge arayışıdır.
Belki de huzurun anahtarı, hayatı değiştirmekte değil; hayatın değişen şartları içinde kendi dengemizi bulabilmektedir.
Ne demiş Duffy; ‘’Hayat sürekli bir denge arayışıdır. Dengesizlik kaos getirir’’